İnce, uzun parmakları vardı. Yüzümü ellerinin arasına alıp, alnımdan öperdi beni. Hatta son gecemizde de yapmıştı aynı şeyi. Canım derdi bana, canım içimden çıkıp ona koşardı her defasında. Kızardı bazen, öfkelenirdi bana ama ben her halini çok severdim onun, o bilmezdi hiç. Hiç kızamazdım ben ona, hiç küsemezdim, en çok kırılmam gereken anlarda bile. Kalbimin içine bir kuş girip hızla kanat çırpıyor gibi olurdum onun yanına gittiğim zamanlarda. Hayran hayran dinlerdim onu ne anlattığına bakmaksızın. Çok yalan söylerdi, bilirdim ama bilmezlikten gelirdim sırf o üzülmesin diye. Zaten ben kimi üzmek istemesem, o üzerdi beni neticede. Neyse, mevzuya geri dönecek olursak; ince, uzun parmakları vardı onun. Kimi zaman saçlarımda dolanır, kimi zaman vücudumu okşardı. Sonra her şeyim olan o ellerin, bir başka eli tuttuğunu öğrendim, birlikte kaldığımız o son gecede hem de. Sonra ne mi yaptım? O bana siktir git dedi, ben de gittim. Bilindik hikaye işte. Unuttun mu derseniz eğer, ne yalan söyleyeyim, onu sevmekten hiçbir zaman vazgeçemedim. Ben gittim ama gidişim onu bitiremedi. O bana siktir git dedi ama ben onu bir türlü siktir edemedim.
i.y.ayboran
i.y.ayboran